Please return following links to the footer:
Designed by Free WordPress, thanks to: Free WordPress themes, Kids and digital media and Free WordPress photography themes
Küresel Küresel Isınıyoruz. | recnes.com

Küresel Küresel Isınıyoruz.

Doğanın kestiği ceza: Açlık ve Kuraklık

Küresel ısınma tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de tehdit ediyor. Uzun süredir konuşulan felaket senaryoları bir bir hayata geçiyor


Karadeniz ve Marmara dışındaki 5 bölge çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu yaz son 30 yılın en kurak yılı olacak. Türkiye’de son 40 yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin hektar sulak alan, yani su kaynaklarının yarısı yok oldu. Kuraklık devam ederse Türkiye tarım üretiminin yüzde 30’unu kaybedecek. Susuzluk beraberinde açlığı da getirecek.

Dünya, doğanın tehditi altında. Küresel ısınma, kimseyi ayırt etmeksizin doğaya verilen zararın hesabını soruyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde birbiri ardına yapılan toplantılarda küresel ısınmaya karşı yeni savaş taktikleri geliştiriliyor. Alternatif, yenilenebilir enerji, su kaynaklarının verimli kullanımı için projeler üretiliyor. Küresel ısınma Türkiye’de de artık iyice hissediliyor. Uzmanlar Türkiye için en önemli tehditin kuraklık olduğunu söylüyor. Bunu veriler de doğruluyor. Türkiye Aralık 2006’da normalin dörtte biri yağış aldı. Ekim ve Aralık döneminde uzun yıllar ortalaması 224 mm olan Türkiye’de bu 2006 Ekim – Aralık döneminde yağış 199.1’de kaldı. Geç gelen kış giyim sektörünü de vurdu. Üreticilerin kış sezonundaki zararı yüzde 30. Peki daha neler olacak? Küresel ısınmayı TEMA Başkanı Dr. Uygar Özesmi ile konuştuk.

– Küresel ısınma nedeniyle yaşanan en önemli sorunlardan biri de susuzluk. Bu sorunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Artık dünyanın hızlı bir değişime girdiğinin farkına varılması gerekiyor. Yeraltı su kaynaklarımızı yenilenmesine fırsat vermeden hızlı bir şekilde tüketiyoruz. Eskiden 5 metreden su çıkardıklarını söyleyen köylüler şimdi 100-300 metre de ancak suya ulaşabildiklerini söylüyor. Ayrıca tek sorun da bu değil, suyu ziyan etmekle kalmayıp, toprağı da suyla zehirliyoruz.

– Su toprağı nasıl zehirleyebiliyor?
Salma sulama veya vahşi sulama dediğimiz yöntemlerle, barajlardan suları topladıktan sonra tarlalarımıza bolca akıtıyoruz, sonra buharlaşmayla tarlalarımız tuzlanıyor.

– Suyu barajlarda toplamak sakıncalı mı yani?
Şayet bir suyun önünü keser biriktirirseniz, barajın altındaki hidrolojik döngüleri bozmuş olursunuz. Kapalı havzayı besleyen iki ana ırmağın önüne baraj çektiğinizde, ortadaki gölü kurutuyorsun demektir. Koca Tuz Gölü, Seyfe Gölü, Yay Gölü, bunların hepsi yapısı itibariyle tuzludur. Niye bu tuzlu göller kapalı havzaların ortasındalar düşünmemiz gerek. Flamingolar, Kılıçgagalara ev sahipliği yapan normalde akıp buharlaşma ile tuz göllerinde biriken suyu, yanlış sulama politikalarıyla havzalara dağıtıp tüm ovaların tuzlanmasına neden oluyorlar.

– Türkiye’de çölleşme konusunda “kırmızı alarm” veren bölgeler nereleri?
Ülkemizde çok önemli iki çölleşme bölgesi var, Konya Karapınar Ovası ve Iğdır Ovası. TEMA, Konya Karapınar’da Tarım Bakanlığı ile erezyon kontrolüyle ilgili bir proje yürütüyor. Ayrıca Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde daha yüksek sıcaklıklar ve az yağış olacağından tarımsal üretim düşecek. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ise ani yoğunlukta daha yüksek yağışlar olacağından seller oluşacak. Bu seller, verimli topraklarımızın kaybedilmesini hızlandıracak. Sıcaklığın artması özellikle tahıl üretimini, azalan su kaynakları ile tehlike altına sokacak, dolayısıyla gıda güvenliğimiz ve buna bağlı olarak toplumsal huzurumuzu ciddi oranda tehdit edecek.

– Dünyadaki durum nasıl?
Dünyada iklim değişikliğine bağlı çölleşmeden özellikle Afrika’da Sahara ve Sahara’nın alt bölgeleri etkilenecek. Hali hazırda Afrika’nın en büyük göllerinden olan Çad Gölü tamamen kurudu, aynen bizim İç Anadolu’daki göllerimizin kuruduğu gibi…

  • TEMA Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı
  • Ovalar tuzla kaplanacak
    Türkiye’nin ciddi bir kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Greenpeace küresel ısınma koordinatörü Hilal Atıcı, “Karadeniz ve Marmara dışındaki bölgeler, çölleşmeye doğru hızla ilerliyor. Kuzey Afrika iklimi, yukarıya doğru genişleyerek Türkiye’yi de içine alıyor. İleride bütün verimli delta ovaları tuzlanacak ve buralarda tarım bitecek. En ciddi tehlikeyle ise Çukurova karşı karşıya. Türkiye tarım üretiminin yüzde 30’unu kaybedecek” diyor.
    OECD ülkeleri içinde sera gazı salınımlarının en çok arttığı ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çeken Atıcı bu oranın yüzde 110 olduğunu söyledi. Atıcı, Türkiye’nin karbondioksit salınımınında dünya ülkeleri arasında 20’nci sırada yer aldığını da belirtti.
    Türkiye’nin küresel ısımayla, enerji tasarrufu, akıllı enerjiye geçilmesi ve yenilenebilir enerjinin teşfiki konusunda alacağı kararlarla mücadele edebileceğini kaydeden Atıcı akademisyenler tarafından hazırlanan rapora göre

    Türkiye’deki diğer olumsuzlukları da şöyle sıralıyor:
    – Orman yangınlarının etki alanı ve süresi artacak.
    – Özellikle kentlerdeki içme suyu gereksinimi çoğalacak.
    – Yaz kuraklığının süresi ve şiddetinde artışlar olacak.
    – Sıcaklıklar, insan sağlığını ve biyolojik üretkenliğini etkileyecek.
    – Kentlerde, gece sıcaklıkları belirgin biçimde artacak. Bu da enerji tüketiminin artmasına neden olacak.
    – Isı stresi kaynaklı enfeksiyonlar, sağlık sorunlarını artıracak.
    – Deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak, turizm ve tarım alanları ile haliç tipi kıyılar sular altında kalabilecek.

  • Greenpeace | Greenpeace USA
  • 73 yıl sonra
    200 ile 600 milyon insan açlık çekecek, 1.1 ile 3.2 milyar insan da susuzluktan etkilenecek.

    43 yıl sonra
    Enerji verimliliği, akıllı enerji ve yenilenebilir enerji yöntemlerinin uygulanmasıyla dünyanın enerji ihtiyacının ancak yarısı karşılanabilecek.

    30 yıl önce
    Türkiye’de bu yıla benzer bir kuraklık yaşandı. Kuraklığın sadece tarım sektörüne ekonomik maliyeti 1 milyar 200 milyon YTL.

    182 milyar m3
    Türkiye’nin yıllık su potansiyeli. Kişi başına 1.300 m3 su düşüyor. Bunun %16’sı içme ve kullanmada, % 72’si sulamada % 12’si sanayide tüketiliyor.

    Golf sahaları su içip, zehir saçıyor
    WWF- Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye Genel Müdürü Dr. Filiz Demirayak, WWF-Türkiye verilerine göre, Türkiye’de son 40 yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin hektar sulak alanın (yaklaşık 3 Van Gölü büyüklüğü) yok olduğunu söylüyor. Bu rakam, Türkiye’nin su kaynaklarının yarısına tekabül ediyor. Türkiye’de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı 4 bin metreküpten 1.430 metreküpe düştü “ diyor.
    Suyun dikkatli kullanılması gerektiğini söyleyen Demirayak, golf sahalarını sulamak için dünyada bir günde tüketilen 660 bin tonu aşkın suyun, 4.7 milyar insanın günlük asgari su gereksinimine eşit olduğunu belirtiyor. Golf sahalarında ayrıca çimenlerin bakımı için çok fazla miktarda kimyasal gübre ve ilaç kullanıldığına dikkat çeken Demirayak şunları ekliyor: ”Bir golf sahasının yıllık kimyasal gübre ve ilaç kullanımı, tarımda kullanılandan 6 kat fazla. Bu kimyasal maddeler, yeraltına sızarak su kaynaklarının kirlenmesine sebep oluyor. Bir golf sahası için yılda hektar başına ortalama 10 bin ile 15 bin metreküp su gerekiyor. 100 hektarlık bir golf sahasının bir yılda tüketeceği su miktarı yaklaşık 1 milyon metreküp olacaktır. Bu da 12 bin nüfuslu bir yerleşimin ortalama yıllık su tüketimine eşit.”

  • WWF Türkiye: Ana Sayfa
  • 3.2 milyar insan susuz kalacak
    130 ülkeden 2 bin 500 bilim adamının katılımıyla BM tarafından oluşturulan “Hükümetlerarası İklim Değişimi Uzmanlar Grubu”nun hazırladığı rapora göre, küresel ısınma nedeniyle 2080’e kadar 200 ile 600 milyon insan açlık çekecek, 1.1 ile 3.2 milyar insan da susuzluktan etkilenecek. 2030’a kadar 7 milyon insan su baskınlarıyla karşı karşıya kalacak ve dünyanın en büyük organizması Büyük Resif de tamamen kaybolacak. 1900’den bu yana 0.7’den 0.8 dereceye ulaşan yeryüzünün sıcaklığı 2 ile 3 dereceye ulaşırsa, tüm Amazon ormanları tarihe karışacak. Avustralya Alpler’i de tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Küresel ısınmanın insani ve ekonomik bedelini de Afrika gibi yoksul en ülkelerde yaşayanlar ödeyecek.

    Mont ve çizmeler depolarda kaldı
    Küresel ısınmanın günlük yaşama etkileri, firmaların gelecek planlarında radikal değişikliklere neden oldu. Merkez Bankası’nın bile enflasyon riskleri arasında değerlendirdiği küresel ısınmadan en fazla etkilenen sektörlerin başında, mevsimsel ürün satan konfeksiyon ve hazır giyim sektörü geliyor. Giyim sektörü havaların güzel gitmesi karşısında hazırlıksız yakandı. Mont ve çizmeler depolarda kaldı. Bunun sonucunda da üreticiler yüzde 30 sermaye kaybına uğradı. Kışlık ürünlerde indirim bu yıl erken başladı. Mağazalar kalın giysileri vitrinlerden kaldırıp yerlerine kış mevsiminde olmamıza rağmen incelerini yerleştirdi. Bugüne kadar satılmadığı kadar çok ayakkabı bu kış satıldı. Daha çok kış aylarında tüketilen salep, ıhlamur, meyve ve bitki çayları, pastırma, turşu ve kestane satışları önceki yıllara göre geriledi.

    Küresel ısınma beyazperdede
    Sundance Film Festivali’nin hit filmi olan ve dün vizyon giren ’Uygunsuz Gerçek’ (An Inconvenient Truth) küresel ısınma problemi üzerine sarsıcı bir belgesel film. Yönetmen Davis Guggenheim imzasını taşıyan filmde ABD eski Başkan Yardımcısı ve kılpayı farkla George Bush’a ABD Başkanlığı’nı kaptıran Demokrat Parti başkan adayı Al Gore da oynuyor. Özgün müziğini Michael Brook’un üstlendiği film, tüm yaşamını küresel ısınma problemini çevreleyen yanlış anlama ve söylenceleri gözler önüne sermeye adamış bir adamın girişimlerine tutkulu ve esinlendirici bir bakış atıyor. Küresel ısınma problemini tüm yönleriyle ele alan filmde hayatı anlatılan adam ise Al Gore. 2000 seçimlerindeki yenilgiden sonra Al Gore, politikadan çekilerek tüm hayatını dünyamızı kaçınılmaz felâketten kurtarmak için girişimler yapmaya adamıştı.

    —————————————–

    Avrupa ‘temiz enerji’ devrimi yapıyor ,Türkiye Batı’nın atıklarını temizliyor

    Alternatif enerji son yıllarda dünyanın en önemli meselelerinden biri

    ABD ve Avrupa ülkeleri alternatif enerji üretim sistemleriyle ilgili stratejilerini belirlemek için sürekli çalışıyor. Geçtiğimiz hafta Avrupa Komisyonu yenilenebilir enerji politikasında köklü bir değişikliğe gideceğini açıkladı. Ancak Türkiye yenilenebilir enerji bakımından Avrupa’nın en yüksek potansiyeline sahip olmasına rağmen hâlâ termik ve nükleer santralleri tartışıyor. Aynı zamanda da Avrupa’nın atık temizleme görevini yapıyor.

    Küresel ısınma, buzulların erimesi, kışın gecikmesi, yıldırıcı bir yaz beklentisi ve çeşitli felaket senaryoları… Gerçi küresel ısınmanın dünyamıza etkileri konusunda bilim adamları arasında hâlâ görüş ayrılıkları var ama, özellikle yaşanan iklim değişikleri karşısında artık “senaryo” kelimesini kullanmak biraz hafif kalıyor.

    Nüfus, sanayi üretimi ve atmosfere salınan karbondioksit miktarının artması (geçen sene 7.9 milyar ton) karşısında, doğanın nasıl acımasız cevaplar verebileceği tartışılırken, özellikle Avrupa ülkeleri yeni politikalar belirleme zorunluluğu duyuyor. En büyük çapta kirlenmeye yol açan ABD’nin yanı sıra, Çin ve Hindistan da bu sürece olumsuz katkıda bulunan ülkeler arasına yerleşmiş durumda.

    Başta Avrupa Birliği olmak üzere, gelişmiş ülkelerin 1980’lerin başından itibaren kafa yorduğu, çözüm üretmek için yol haritaları ve projeler geliştirdiği konuda, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için de bir dizi büyük problem var. Batılı politikacılar 25-30 sene öncesine kadar dudak büktükleri, bir tür “entelektüel muhalefet” saydıkları çevreci inisiyatifleri, uzun süredir ciddiye alıyor, bunları devlet politikalarıyla birleştirerek, kendi toplumları için projeksiyonlar yapıyor.
    Bu alanda hemen herkesin artık hayati önemini kabul ettiği ve “yenilenebilir enerji” başlığı altında toplanan tüm alternatif üretim teknolojileri, giderek temel yönelim olarak ortaya çıkıyor. Rüzgar ve güneş enerjisi başta olmak üzere, bireysel kullanımdan sanayi kullanımına kadar tüm süreçlerde etkin bir şekilde kullanılabilecek bir dizi çözüm, geniş anlamda hayata geçirilmeyi bekliyor.
    Türkiye ise, bu alandaki doğal avantajlarına rağmen iki temel tehdit altında. İlki, ülkemizin alternatif enerji politikaları geliştirme konusunda geç kalmış, hatta gereken yasal düzenlemeleri halen gerçekleştirememiş olması. İkincisi ise, temiz enerji konusunda yol kateden Batılı ülkelerin bunun maliyetini Türkiye gibi ülkelere yükleme eğilimleri, eski teknolojilerin ve nükleer atıkların ise bizim başımıza kalma ihtimali.

    Enerji Bakanı Hilmi Güler geçen hafta Enerji Kongre’sinde yaptığı konuşmada, özel sektöre Türkiye’nin hidrolik ve rüzgar enerji potansiyeline yatırım yapmaları çağrısında bulunmuştu. Bakan Güler “Yenilenebilir enerji hem işsizliğe çözüm olacak, hem de kendi kaynağımızla çevre dostu yakıt üreteceğiz” diye konuşmuştu. Bununla birlikte Enerji Bakanı nükleer santrallerle ilgili çalışmaların da süreceğini belirtmiş, yenilenebilir enerji kaynaklarının bu çalışmalara alternatif olmadığını vurgulamıştı.

    Türkiye gerçekten de söz konusu alternatif enerjiler konusunda çok büyük bir potansiyele sahip. Ama neredeyse her konuda olduğu gibi, “potansiyel var ama, bunu değerlendirme faaliyetleri biraz zayıf.” Peki Türkiye ne yapacak? Ne yapmalı? Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Birliği’nin Başkan Yardımcısı Doçent Tanay Sıtkı Uyar’ı bulduk ve bu soruları sorduk.

    Artık Avrupa yenilenebilir enerji kaynakları kullanıyor. Bu konudaki çalışmalar ne zaman başladı?
    Enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerji kullanımına yeniden dönüş başlıyor. Atmosferin içine baktığımızda tek enerji kaynağı her sabah doğan güneştir. Bunu tüm dünya kabul etmiş durumda. Bizim ise işimize gelmiyor. Milyonlarca yıldır yaşam, enerjisini güneşten alıyor. Amerika, Almanya ve Japonya yenilenebilir enerji çalışmalarına 1980 yılında başladı. Amerika’da 15 bin tane rüzgar santrali kuruldu. Hükümet, “Rüzgarı kullanmaya başlayalım” dediği andan itibaren 1 milyon Californiya’lı güneş ve rüzgar enerjisiyle yaşamaya başladı. Ancak 1990’dan sonra bu teknoloji verimli hale geldi. Avrupa Birliği, ciddi paralar yatırdı bu işe.

    Fosil yakıtlar küresel ısınmayı nasıl etkiliyor?
    Kömür, petrol ve doğalgazın ortak özelliği, güneşin, atmosferin içinde büyüttüğü bitkilerin şu ya da bu nedenle yer altına gömülmesi ve fosilleşmesiyle oluşmasıdır. Bunların yeraltından çıkartılıp atmosferde tutuşturulmaları sırasında karbondioksit oluşuyor. Ancak her kömür santralinde üretilen 1KWH elektrik (10 tane 100W ampulün bir saat açık kaldığında tükettiği enerji) üretirken, atmosfere 1 kilo karbondioksit veriyor. Pertol 650 gram, doğalgaz 450 gram veriyor. Atmosferi saran battaniye her geçen gün kalınlaşıyor. Yenilenebilir enerjiye geçilme nedenlerinin başında gelen de bu.

    Türkiye’nin neden hâlâ yenilenebilir enerjiyle ilgili bir stratejisi yok?
    Öncelikle ülkeyi idare edenler bu konuya sıcak bakmıyor. 1992’de Birleşmiş Milletler, İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması’nı imzaya açıyor. 55 ülke imzalıyor, biz o anlaşmayı ancak 2003 yılında imzalıyoruz. Neden? Çünkü o anlaşma imzalanırken yani daha az petrol, kömür, doğalgaz kullanacağız sözü verirken biz Almanya’nın terk ettiği fosil yakıtı aldık. Şimdi Kyoto Protokolü’nü imzalamamak için direniyoruz. 1992’den 2012’ye kadar kullanılan emisyonun aşağıya çekilmesi isteniyor. Bizim emisyon kullanımımız yüzde 70 artırmış, 30 yıl içinde daha da artıracağız. Çünkü kullanmadığımız emisyonun parasını ödedik.

    Tüm dünya tek bir doğruya bakarken, bizim aksi yöne bakmamız garip değil mi?
    Burada şöyle bir sorun var. Yenilenebilir enerjiye geçişte bunun bedelini kim ödeyecek? Nükleer santrallerin 50 yıllık atıkları var. İngiltere bugün atıklarının depolanması için 160 milyar sterlin bütçe çıkartıyor. Bu bedeli halkına ödetmek istemiyor. Almanya 2013’e kadar tesislerini kapatacak, atıkları nereye depolayacağını bilmiyor. Amerika uzun bir süre atık depolayacak tesis kuramıyor. Şu anda dünyada bu atıkları depolayacak ülke aranıyor. Gözlerin çevrildiği ülkelerden biri Türkiye. Fransa -Türkiye, ABD- Türkiye, Ukranya-Türkiye arasında 15 yıllığına atıkların işlenmesi ve depolanması için ikili anlaşmalar yapıldı. Bizim hiç bulaşmamamız gereken konularda merkez haline gelmiş durumdayız. Sinop Akkuyu’nun atık deposu olarak kullanılması gündemde. Ruslar rafinerilerini, Fransa çimento fabrikalarını kurmak istiyor. İtalyanlar varillerini Tuzla’da gömüyor. Çünkü Kyoto Protokolü’ne göre emisyonlarını en aza indirmek zorundalar. O yüzden bizim topraklarımıza yükleniyorlar. Endüstrüleşmiş ülkeler bedeli Türkiye’nin üzerine atmaya çalışıyor.

    AB’nin Türkiye’nin imtiyazlı olma konusundaki ısrar nedenleri arasında bu da olabilir mi?
    Bu tür bir yaklaşım Fransa, Almanya ve Hollanda’nın, Türkiye’yi imtiyazlı olarak ortak olarak görüp en az iki yıl daha müzakereleri, termik ve nükleer santrallerinin atıklarını depolamak için durduklarını gösteriyor.

    Ülkemizin bu konuda coğrafi yapısı nasıl?
    Türkiye’nin tüm enerjisini, güneş, rüzgar, jeotermal, biyokütle ve küçük küçük hidrolikle karşılayabilir. 1989 yılında Bozcaada’da kurulu olan 6000 KWH’lık küçük rüzgar tribünleriyle rüzgar haritasını çıkardığımda şu an kullandığımız enerjinin iki misli enerji kullanabileceğimizi gördük. Almanya, Hollanda ve Danimarka’da 20 rüzgar gücü sağlayabiliyorsa biz 50 rüzgar gücüyle enerji alabiliyoruz. Ayrıca coğrafi açıdan uygun bir konumda olmamız, bu teknolojiyi kurmamız, diğer ülkelerden çok daha az maliyetlere gelmiş olacak. Bandırma’da, Bozcaada’da, Çanakkale’de 1500 KWH’lı rüzgar tribünleri kurmaya başladık. Devlet destek verdiği anda sanayinin ve kentin elektriğinin tümü güneş ve rüzgar enerjisiyle karşılanabilir.

    Kendi enerjimizi kendi çatımızda üretme fikri kulağa hoş geliyor…
    Batılılar evlerinin çatılarına güneş pili koyuyorlar. Çatısına güneş pili koyan ev sahibine Almanya her KWH için 60 euro veriyor. Bizim ülkemiz için 20 euro yetiyor. Türkiye’de 500 milyon konut hemen kendi enerjisini kendi üretebilecek durumda. Sadece rüzgar ve güneş değil jeotermal enerji kaynağımızda diğer ülkelerden daha fazla.

    Çevre düşmanı teknolojiler terk ediliyor

    Hem orta ve uzun vadeli felaket senaryoları hem de aktüel olarak Rusya ve Avrupa Birliği arasında yaşanan enerji krizi, AB devletlerini yeni politikalar geliştirmeye, çevreci stratejileri bir an önce uygulamaya koymaya zorluyor. Son olarak geçen hafta tarihi bir açıklama yapan AB Komisyonu, yenilenebilir ve dönüştürülebilir enerjiye daha fazla yatırım yapma kararı aldı.

    Çevreyi kirleten eski tip enerjiler terkedilecek, temiz enerji tiplerinin maliyetinin düşürülmesi için araştırmalara destek verilecek. Ayrıca AB ülkeleri kendi aralarında serbest enerji pazarı oluşturacak. Komisyon, 2020’ye dek enerjinin beşte birinin yenilenebilir kaynaklardan üretilmesini hedefliyor. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso’ya göre amaç, Avrupa’yı petrol ve doğalgaza olan bağımlılığından kurtarıp, yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji tasarrufuna yöneltmek. Barroso geçen hafta yaptığı konuşmada, dünya toplumlarının güvenli enerji tüketimi için yeni stratejiler oluşturması gerektiğini vurguladı.

    Barroso, “Yeni gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi. Avrupa toplumlarının rekabet gücünü düşürmeden çevreyle dost yeni enerji kaynaklarına yönelmeliyiz” dedi. Avrupa’nın temiz enerji kaynaklarına geçişte önderlik yapması gerektiğinin altını çizen Barroso, “Buna post-endüstriyel devrim diyoruz. Düşük emisyonlu temiz enerjiye dayalı yeni bir ekonomiye hazırlanmalıyız” diye konuştu.

    Bu yeni stratejiyle Avrupa çapında enerji pazarları birleştirilecek, ülkelerin birbirlerinden enerji alım-satımı kolaylaştırılacak. Tabii bunun uygulamaya girmesi için, ulusal meclislerden de onay çıkması gerekiyor.

    Avrupa’nın Rusya’dan gelen fosil bazlı yakıtlara olan bağımlılığının azaltılması da, Avrupa için bunların neden olduğu politik riskleri de azaltacak.

    Karbondioksit toplayacağız

    Alternatif enerji konusunda TEMA’nın bakış açısı her zaman çevreden yanadır. Enerji konusunda, bir günlük çalıştay yaptık. Bu konuya kafa yoran en önemli bilim adamlarını bir araya getirerek bir pozisyon belirledik. Tartışmasız Türkiye için en önemli konu, enerjiyi en verimli ve en tasarruflu kullanma planıdır. İkinci önceliğimiz biokütle enerjisidir. Orman varlığımız son derece önemli, fakat sürdürülebilir ormancılık yaptığınız zaman, özellikle erezyona uğramış toprakları rehabilite ederek, buralarda bir enerji ormanı kurabilirsek, buradan elde ettiğimiz biokütleyle atmosferdeki karbondioksiti bu enerji ormanının bünyesinde toplayabiliriz. Böylece küresel ısınmayı engellemeye bir katkıda bulunmuş olur daha sonra da bunları yakarak fosil yakıt kullanarak iklimi bozmamış oluruz. Üçüncü en önemli şey güneş ve rüzgarın hybrid şekilde kullanılması. Akıllı tasarımlarla sürekli ve düzenli bir biçimde ülkenin her yerinde kurulacak, rüzgar ve güneş santralleriyle enerji üretilebilir. Alternatif enerji konusunda TEMA’nın bakış açısı her zaman çevreden yanadır. Enerji konusunda, bir günlük çalıştay yaptık. Bu konuya kafa yoran en önemli bilim adamlarını bir araya getirerek bir pozisyon belirledik. Tartışmasız Türkiye için en önemli konu, enerjiyi en verimli ve en tasarruflu kullanma planıdır. İkinci önceliğimiz biokütle enerjisidir. Orman varlığımız son derece önemli, fakat sürdürülebilir ormancılık yaptığınız zaman, özellikle erezyona uğramış toprakları rehabilite ederek, buralarda bir enerji ormanı kurabilirsek, buradan elde ettiğimiz biokütleyle atmosferdeki karbondioksiti bu enerji ormanının bünyesinde toplayabiliriz. Böylece küresel ısınmayı engellemeye bir katkıda bulunmuş olur daha sonra da bunları yakarak fosil yakıt kullanarak iklimi bozmamış oluruz. Üçüncü en önemli şey güneş ve rüzgarın hybrid şekilde kullanılması. Akıllı tasarımlarla sürekli ve düzenli bir biçimde ülkenin her yerinde kurulacak, rüzgar ve güneş santralleriyle enerji üretilebilir.

    ————————————————————–

    Bulunduğunuz ortam sıcaklığını düşürün
    (Fazla değil, sadece 1°C düşürün, böylece bir miktar enerji tasarrufu
    yapabilirsiniz. Eğer üşürseniz ; ki bu ihtimal genelde yoktur, üzerinize
    modaya uygun bir kazak, süveter giyebilirsiniz.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) ( Ortalama bir aile böylece yılda
    atmosfere 0,4 ton CO2 verilmesini engellemiş olacağı gibi parasını da
    tasarruf etmiş olur.)

    Elektrikli cihazların Stand by konumunda bırakmayın
    ( Televizyonlarımızı standby konumunda bırakmak bir miktar enerjiyi
    gereksiz yere harcamamıza neden olur. Kumandayla kapatmak yerine
    oturduğumuz yerden kalkarak TV’yi üzerinden kapatabiliriz.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    150 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Şarj cihazlarını prizlere takılı bırakmayın)
    ( Küçük şarj cihazları kullanılmadıkları zaman bile bir miktar enerji
    harcarlar. Cep telefonu, PlayStation . gibi cihazlarınızı şarj
    etmediğinizde ya da pilleri dolduğunda şarj cihazlarını prizde
    bırakmayınız.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    7 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Daha fazlasını kaynatmayın )
    ( Su ısıtıcıları sizin çay ya da kahve içmeniz için gereken enerjiden
    çok daha fazlasını harcarlar. Eğer bir bardak içecekseniz sadece bir bardak
    su kaynatın daha fazlasını değil.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    45 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Uçağa daha az binmeye çalışın)
    (Bu toplantıya katılmak için gerçekten uçakla mı gitmeniz gerekiyor ?
    Tatilinizi gerçekten yurtdışında yapmaya mı ihtiyacınız var? Ve tüm
    dünyadaki akrabalarınız, sizi gerçekten sevselerdi size yakın bir yere
    yerleşmezler miydi ?)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur )

    Çok parlak ışıkları söndürün)
    Gerçekten onlara ihtiyacınız yoksa lütfen onları kapatın. Zira onlar
    çok fazla enerji tüketirler. Eğer karanlıktan korkuyorsanız , inanın
    hayaletler gerçek değil.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur )

    Duşu kullanın)
    (Duşlar banyo yapmanız için yeterli olan suyun yarısını harcarlar ve
    banyo için gerekli olan suyun ısıtılmasından daha az enerji gerektirirler )
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para
    tasarrufu yapmış olur.)

    Daha verimli ampul kullanın)
    (Düşük enerji ampulleri size gereken ışığı verdikleri gibi 3 kat daha az
    güç harcarlar. Eğer ki bir gece kulübünde yaşamıyorsanız, tüm ampullerinizi
    değiştirin.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    200 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Dondurucularınızı sızdırmaz hale getirin )
    Dondurucular çok iyi sızdırmazlık sağlandığında en yüksek verimde
    çalışırlar, bu sayede havayı dondurmak için yoğun bir şekilde çalışmak
    zorunda kalmazlar.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece bir
    miktar CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Arabanızı olabildiğince az kullanın )
    (Yürüyün, ata binin, koşun, paten kayın, toplu taşıma araçları kullanın
    ya da en kötüsü otostop yapın. Her ne durumda olursa olsun aracınızı
    kullanmamaya çalışın)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece
    fazlasıyla CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Evinizin ısısını havaya atmayın )
    Evinizin çatı arasını, duvarlarını, sıcak su hatlarını ve kazanı ısı
    kaçağına karşı izole edin. Kapı pencere ve çerçevelerinizi hava kaçaklarına
    karşı kontrol edin. Evinizi ılık tutun, sıcak değil ve böylece gezegenimizi
    biraz daha soğutmuş olursunuz.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) ( Ortalama bir aile böylece yılda
    3.8 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para
    tasarrufu yapmış olur.)

    Çamaşır yıkama sıcaklığını düşürün)
    (Kıyafetlerinizi 40-60 derecede yıkayacağınız yerde 30 derecede yıkayın.
    makineniz daha az enerji kullanmış olur ve elbiseleriniz hala parlayan
    beyaz renklerde kalır.)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    90 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

    Yiyeceklerinizi kendi bölgenizden temin edin )
    (Yakın çevrenizdeki yiyeceklerle beslenin, dünyanın bir ucundakilerle
    değil, sadece çevrenizdeki yiyecekleri yemekle ölmezsiniz. Böyle bu
    yiyecekler dünyanın diğer uçlarından uçaklarla size taşınmaz. Üstelik bunun
    genetik açıdan DAHA SAĞLIKLI olduğu da geçtiğimiz günlerde açıklandı..)
    (CO2 salınımı açısından bize faydası) (Ortalama bir aile böylece yılda
    4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para
    tasarrufu yapmış olur.)

    —————————————————————-

    Kaynak : Kymophobia adlı arkadaşımın ayyas.com’a aktardığı derleme

    Alt Kaynak : Galipabi Forum. Bülent Şahin ve Serseri adlı arkadaşların yazıları/alıntıları

    Etiketler:  , ,